Kurtarıcı Beklemek-Şema Terapi Perspektifinden
- ecemdoğanaypıçak
- 13 saat önce
- 4 dakikada okunur

Bazen beyaz atlı prensleri ya da ‘’doğru’’ kadınları, bazen bir mucizeyi, kaderin cilvesini, evrenin bize bir mesaj göndermesini, karmanın işlemesini, bazen de bir manifestin gerçekleşmesini bekliyoruz. Arzuladığımız şey basit. Kurtarılmak istiyoruz. Bir kurtarıcıya ihtiyacımız var ve bizi tüm bu zorluklardan ve yüklerden, kötülüklerden, korkulardan ve yalnızlıktan kurtaracak birini arıyoruz. Bazen yalnızca biri, bizi kendimizden kurtarsın istiyoruz.
Şema Terapideki Karamsarlık, Bağımlılık ve Dayanıksızlık şemalarımızın etkisiyle zaman zaman kendimizi bir kurban gibi hissettiğimizden, yaşamın altında ezildiğimizi ve buradan tek başımıza çıkamayacağımızı düşündüğümüzden, yaşamla başa çıkma ve sorun çözme becerilerimize yani kendi Sağlıklı Yetişkin yanımıza güvenemediğimizden bizi yalnızca tek bir şeyin kurtaracağına inanıyoruz. Bu şey bazen bir partner, bazen yıllardır yokluğunu çektiğimiz arkadaş grubu, bazen para, bazen muhteşem bir başarı, yüksek bir statü, bazen şöhret, bazen de kusursuz bir beden arayışı olabiliyor.
Bazılarımız bu kurtarıcıyı beklerken Duygusal Yoksunluk şemasına Teslim oluyor. Hiç kimse için özel, değerli ve biricik olmayacağımıza, bir ötekinin bize ihtiyaç duyduğumuz ilgiyi, desteği, şefkat ve özeni göstermeyeceğine dair sahip olduğumuz inanca boyun eğiyoruz. Bizi kırıp dökebilecek partnerlere çekiliyoruz. İhtiyaçlarımızı karşılayamayacak kadar meşgul, bağlılık göstermekte zorlanan, bir ötekinin duygularına karşı empatiyle yaklaşamayan kişileri hayatımıza almak ve tutmak için gösterdiğimiz çabayla duygusal olarak yoksun kalmayı garantilemiş oluyoruz. Tam da kehanet ettiğimiz gibi, zaten gelmeyeceğini düşündüğümüz bir şeyi istemeye bile kalkmıyoruz.
Duygusal Yoksunluk şemamızdan ve onun bize hissettirdiklerinden olabildiğince uzaklaşmak istediğimizde, Kaçınma yöntemini kullanıyoruz. Evimizde oturup hiç sosyalleşmeden, kapımızı çalacak bir beyaz atlı prensin fantezisine sığınıyoruz. ‘’Nasıl olsa kimse benimle sahici bir yakınlık kurmayacak’’ diyerek kendimizi duygusal bir yakınlıktan ve bize veremeyeceklerinin acısından koruyoruz.
Aradığımız şey bir ün ve şöhretse örneğin, bizi gerçekten şöhrete yakınlaştıracak ortam, kişi ve fırsatlardan uzak duruyor olabiliriz. Beğenilmeyeceğimize, kusurlu ve yetersiz olduğumuza inanıyorsak, hata yapmaktan korkuyor ve utanç yaşamak istemiyorsak işlerimizi sürekli olarak erteleyebilir, dikkatimizi başka şeylere yönelterek kendimizi oyalayabiliriz. Kusurluluk, Başarısızlık ve Yüksek Standartlar şemalarımızdan kaçınmaya çalışarak, bugüne dek bel bağladığımız kahraman tarafından kurtarılmaya bile izin vermiyor olabiliriz.
Kurtarılmayı beklerken kullandığımız bir diğer yöntem ise, Aşırı Telafi olabilir. Şemalarımızın kehanetini ve hissettirdiklerini tersine çevirebileceğimizi ispatlayabilmek için aslında ihtiyaç duyduğumuz şeylere ve kişilere ihtiyaç duymuyormuşuz gibi davranabiliriz. Paraya, şöhrete, başarıya ya da güzelliğe hiç önem vermiyormuşuz ve bağ kurabileceğimiz bir sevgiliye ihtiyacımız yokmuş gibi hareket ederiz. Bir başkası için özel ve biricik olma, ilgi ve destek arama gibi isteklerin ne kadar manasız olduğunu kanıtlayabilmek için uğraşır, bu istek ve ihtiyaçları küçümseriz.
Bir kurtarıcıya ihtiyaç duymadığımızı göstermeye çalışırken, aşırı bir bağımsızlık sergileyebilir, yardım kabul etmeyebilir, her işin üstesinden tek başımıza gelebilmek için büyük bir çaba gösterebiliriz. Yani aşırı bir uçta, Bağımlılık ve Başarısızlık şemalarımızın bize hissettirdiklerini tersine çevirmeye çalışabiliriz. İçten içe bizi kurtaracak bir sevgili beklerken, aslında buna hiç ihtiyaç duymadığımızı büyüklenmeci bir tutumla göstermeye çalışıyor olabiliriz.
Ya da ihtiyaç duyduğumuz ilgi ve desteği veremeyecek olan partneri değiştirebilmek, iyileştirebilmek ve bizi kurtarabilecek ‘’o’’ kişiye dönüştürebilmek için büyük bir çaba sarf ediyor olabiliriz. Partneri bize ilgi göstermesi, zaman ayırması, şefkat vermesi için ikna etmeye çalışmak için savaşabiliriz. Her şeyi tırnaklarımızla kazıya kazıya almamız gerektiğini öğrendiğimiz bir dünyada, bir kurtarıcı yaratmaya çalışırken kendimizi kaybediyor olabiliriz.
***
Birilerinin, bizi, şemalarımızdan, içinde bulunduğumuz toksik ilişkiden, iş yerinde yaşadığımız stresten, bir türlü özerkleşemediğimiz ailemizden, hissettiğimiz mutsuzluktan, yetersizlik hissinden ya da erteleme davranışımızdan kurtarmasını bekliyor olabiliriz. Bir kurtarıcı beklemeyi iyi biliyor olabiliriz. Hatta hangi başa çıkma yöntemini kullanırsak kullanalım, bu bekleyişi durdurmaktan korkuyor da olabiliriz. Çünkü bir süre sonra bu yol öyle iyi bildiğimiz bir yol olur ki, bir alışkanlığa dönüşür. Çok tanıdık bir hal alır. Tüm bu sorunlarla bildiğimiz yoldan baş etmeye devam ederiz. Çünkü Teslim olmayı biliriz. Günlerce ağlamayı, kurban gibi hissetmeyi, yalnızca bu kadarına sahip olabileceğimizi düşünüp talep etmemeyi çok iyi biliriz. Bir kurtarıcı beklemek, yeniden yeşermekten çok daha kolay gelebilir.
Kaçınmayı biliriz. Kaygılarımızı tetikleyecek, bizi endişeli düşüncelere sürükleyecek, ortaya bir performans koymamızı ya da risk almamızı gerektirecek her türlü ihtimalden kaçınmayı iyi biliriz. Kaçtıkça rahatlar, birinin bizi bu çukurdan kurtarmasını bekleriz.
Aşırı Telafiyi, savaşmayı, haddinden fazla çaba sarf etmeyi, kontrol etmeyi, önlem almayı çok iyi tanıyor olabiliriz. Oldurmak, halletmek, üstesinden gelmek, değiştirmeye, iyileştirmeye çalışmak… Tüm bunlar çok iyi bildiğimiz şeyler olabilir. Kendi kahramanımız olmak yerine, bir ötekini bizi kurtarması için ikna etmeye çalışıyor olabiliriz.
Saklamanın, bastırmanın, hiç yokmuş gibi davranmaya çalışmanın kendimizi korumak için en iyi yöntem olduğunu düşünebiliriz. Bu hisleri küçümsemeyi de içten içe kurtarılmayı beklediğimiz zamanların acısına tercih edebiliriz.
Aslında hepimiz bir kurtarıcı bekleriz. Sadece bazılarımız bu beklentiye olması gerekenden fazla tutunur. Hele yeterince korunmamış, kollanmamış, gözetilmemiş ve özenilmemişsek o zaman sahip olamadıklarımızın bir mükafatını bekleriz. Yaşamdan alacaklı hale gelir, bizi refaha kavuşturacak bir kahraman hayal ederiz.
Aslında hepimiz bir kurtarıcı bekleriz. Sadece bazılarımız bu kurtarıcıyı olması gerekenden daha uzakta arar. Bir ötekinden kahraman yaratmak, korunup kollanmak, sevilip desteklenmek için bir başkasını düzeltmeye dair verdiğimiz emeği, kendimizden bir Sağlıklı Yetişkin yaratmak için göstermediğimizi fark edebiliriz.
Halbuki kurtarıcı biziz. Bizi kendi kısır döngülerimizden kurtaracak olan kişiyiz. Gerektiğinde destek alabilen, yardım isteyebilen, risk alabilen, kendi başa çıkma becerilerini geliştirmek için denemeye devam eden, talep eden, çaba gösteren, kendi istek ve ihtiyaçlarına kulak kesilen, küçümsemeden ve gizlemeden tüm bu ihtiyaçlar için dengeli adımlar atmaya çalışan ve her düştüğünde yeniden kalkan yanımıza güvenebiliriz.





Yorumlar