• ecemdoğanaypıçak

Öğrenilmiş Çaresizlik

En son güncellendiği tarih: 24 Ara 2020

Öğrenilmiş Çaresizlik kavramı günümüzde sıkça kullanılan bir kavram haline geldi. Özellikle yorgunluk, uyku ve iştah sorunları, anhedoni gibi belirtileri olan depresyonda karşılaşılan bu kavramın, kişinin umutsuz, çökkün, değersiz hissetmesinde de oldukça büyük bir payı bulunuyor. Yaşadığı durumlardan kaçabilmeyi, onları çözebilmeyi, kontrol sahibi olmayı başaramadığını düşünen kişiler hayata, kendilerine ve geleceğe karşı umutsuz olup, kendilerini değersiz, yetersiz ve suçlu hissediyorlar. Daha sonra sonucunu değiştirebilecekleri, üzerinde kontrol sahibi oldukları fırsatlar ortaya çıktığında bile geçmişte öğrendikleri, geçmiş deneyimleri onlara bu tip durumlardan daha önce kaçamadıklarını, bu olay üzerinde de kontrollerinin olmayacağını söylüyor içten içe. Bu sebeple, öğrendikleri bu çaresizlik sonrasında şartlar değişmiş olsa dahi, tekrar kontrol sahibi olmayı, durumu değiştirmeyi denemiyorlar bile.

Örneğin, bir türlü başarılı olunamayan coğrafya sınavı için, ‘yapamıyorum, başaramıyorum.’ şeklindeki düşüncelerle bir sonraki sınav içinde başarısız olacağımızı düşünür ve bunun üzerinden hiçbir zaman gelemeyeceğimize kendimizi inandırırız. Bu yüzden aynı dersin başka ünite ya da konuları hakkında olan sınavına daha farklı bir metotla, daha düzenli bir şekilde çalışarak daha yüksek bir not almak için bir fırsatımız olsa bile çalışmak için heveslenemez, yeteri kadar çalışmayız. Dolayısıyla, kendi yeteneklerimizi, geliştirebileceğimiz becerilerimizi, değişen koşul ve zamanı yok sayarak geçmiş deneyimlerimizden öğrendiklerimizin sonucunda, öğrendiğimiz çaresizlikle, bu fırsatı elimizin tersiyle iteriz.

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı ise, yalnızca insanlara özgü bir durum değil aslında. Hatta bu kavramın ortaya çıkma hikayesi de hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle başlıyor. 1960’lı yıllarda Martin Seligman, yaptığı hayvan deneyleriyle beklentilerin davranışı nasıl etkilediğini, davranış üzerindeki rolünü, öğrenilmiş çaresizlik kavramıyla ortaya koyuyor. Köpeklerle çalışılan bir laboratuvarda köpekler, verilen bir sesin ardından hafif bir elektrik şokuna maruz bırakılıyorlardı. Dolayısıyla köpekler bu ses tonuna karşı korku ve kaçma davranışıyla koşullandırılmışlardı. Deneyin ikinci adımında köpekler, araları alçak bir bariyerle ayrılmış iki bölümden oluşan büyük bir kutunun içine alınıyorlar ve bulundukları bölüme elektrik şoku verilirken, diğer bölüme elektrik şoku verilmiyordu. Bulunduğu bölüme elektrik şoku verilen köpek, elektrik şoku verilmeyen bölüme atlarsa şoktan kurtulmuş oluyordu. Yani köpeklerin elektrik şokundan kurtulmaları bekleniyordu. Deneyin üçüncü kısmında ise, daha önce sese karşı koşullandırılmış olan köpeklerin bu kez elektrik şoku verilmeden, yalnızca sesi duyduklarında diğer bölüme atlayarak sesten sonra verilecek olan şoktan kaçmaları bekleniyordu. Daha önceki öğrenmelerini başka bir ortama taşıyıp taşıyamadıklarının ölçüldüğü bu deneyde, köpekler ikinci kısımda takılıyor, bulundukları bölüme elektrik şoku verilmesine rağmen bariyeri atlayıp diğer kısma geçemiyorlardı.

Martin Seligman, bu olay üzerine düşündüğünde şu sonuca vardı: Köpekler, deneyde öğrenmeleri beklenen şeyi, şoktan kurtulmayı değil, aksine çaresizliği öğrenmişlerdi. Deneyin ilk adımında verilen sesin ardından gelen elektrik şoku ile köpekler, havlamanın, atlamanın, koşmanın bir faydası olmadığını, elektrik şokundan kaçamayacaklarını öğrenmişlerdi.

Seligman, bir sonraki deneyinde bu öğrenilmiş çaresizlik kavramını sınamak için, üç gruba ayrılmış köpeklerle çalıştı. İlk grup köpeklere, verilen elektrik şokundan burunlarıyla bir panele dokunduklarında kaçabildikleri bir mekanizma kuruldu. Yani köpekler yaptıkları ile durumu kontrol edebiliyorlardı. İkinci grup köpeklere ise elektrik şoku verildi ancak ne yaparsa yapsınlar bu şoktan kaçamayacakları bir mekanizma kuruldu. Bu gruptaki köpeklere verilen elektrik şoku, kendi kontrollerinde değildi. Ancak ilk gruptaki köpekler burunlarıyla panele dokunduklarında, ikinci gruptaki köpeklerin elektrik şoku kesiliyordu. Üçüncü gruptaki köpekler ise kontrol grubu köpekleriydi ve onlara bir elektrik şoku verilmiyordu. Dolayısıyla ilk grup karşılaştığı olumsuz olayı kendisi kontrol edebildiğini öğreniyor, ikinci grup kontrol sahibi olmadığını yani çaresizliği öğreniyor, üçüncü grup ise hiçbir şey öğrenmemiş oluyordu. Deneyin ikinci adımında tekrar alçak bir bariyer ve iki bölmeden oluşan kutulara konulduklarında, verilen elektrik şoklarına maruz bırakılan köpekler farklı tepkiler vermişlerdi. Birinci grup, kontrol edebildiğini ve kaçabildiğini öğrenmişti, kısa sürede bariyerlerden atlayarak diğer bölüme geçti ve şoktan kurtuldu. Üçüncü gruptaki hiç elektrik şoku verilmemiş köpekler, süre biraz uzun sürse de diğer bölüme atlayarak şoktan kurtulmayı öğrenmişlerdi. Ancak ikinci gruptaki kontrol sahibi olmadığını ve çaresizliği öğrenen köpekler, kaçmamışlar ve oldukları yerde kalmaya devam etmişlerdi. Yani öğrendikleri bir çaresizlik duygusu vardı. Onların geçmiş öğrenmeleri bu durumla başa çıkamayacaklarını öğretmişti.

Sonuç olarak öğrenilmiş çaresizlik kavramı Martin Seligman'ın hayvanlar üzerinde yaptığı bu deneyle bulundu. Daha önceki yenilgilerimize, başarısızlıklarımıza bakarak 'nasıl olsa başaramıyorum, benim kontrolümde değil' diye düşünmeye devam ettiğimizde, önümüze çıkan fırsatları da değerlendirmeden, kendimizi olduğumuz noktaya ‘’kendimiz’’ mahkum ediyoruz. Biz insanların yapması gereken şey ise, geçmiş deneyimlerimiz, öğrenmelerimiz bize ne söylerse söylesin, önümüze çıkan her fırsatı değerlendirmek, yeterliliklerimize, gelişen becerilerimize güvenmek. Öğrendiğimiz çaresizliğin yerine fırsatları değerlendirmeyi, yeteneklerimize güvenmeyi, yeni yollar bulmayı da öğrenebiliriz. Çünkü öğrenmek, yaşam boyu devam eden uzun bir yolculuktur. Umutsuzluğu değil, umudu öğrenelim.

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İletişim

  • Instagram

Adres: Göztepe-İstanbul

            Kartal-İstanbul

Tel: 05464686530

e-mail: ecemdoganaypicak@gmail.com