• ecemdoğanaypıçak

Beyin Gelişimi ve İhmal

Dr. Bruce Perry, ebeveynleri hayatlarındaki birçok şeyden fedakarlık yaparak çocuk sahibi olmaya, çocuklarının taleplerini karşılamaya iten şeyin sırrının, beynimizin çocuklarımızla etkileşim kurduğumuz için bizi ödüllendirmesi olduğunu söyler. Bebeklerin pürüzsüz tenlerinin, çıkardıkları seslerin, kokularının ve yüzlerinin içimizi mutlulukla doldurduğunu ve aslında şirinlik denilen şeyin, ebeveynlerin bebeklerine bakmasını kolaylaştıran evrimsel bir adaptasyon olduğunu belirtir. Dolayısıyla bakım verenlerine bağımlı olan, ağlayan, acıkan, susayan ve üşüyen bir bebek için, sevgi dolu ve ilgili ebeveynler ihtiyaçlarını karşılamak için oradadır.


Bu sevgi ve ilgi, bebeğin gelişmekte olan beyninde iki nöral ağı aynı anda uyarır. Birincisi bebeğe bakım veren kişinin yüzü, gülümsemesi, kokusu, sesi ve dokunuşundan oluşan, insanların ilişkisel etkileşimleriyle ilişkili duyusal algılardır. İkincisi ise, sıkıntının giderilmesiyle aktive olan, keyif veren nöral ağlardır. Yani, açlık ve sussuzluk ihtiyacının karşılanması, bebeğin endişesinin giderilmesi ve altının temizlenmesiyle bebek keyif ve rahatlık hissini yaşantılar. Dolayısıyla, ilk nöral ağdaki duyusal ve ilişkisel keyif ile ikinci nöral ağdaki rahatlama hissi yeterli ve istikrarlı bir biçimde aynı anda meydana geldiğinde iki örüntü arasında bir bağ oluşur. Bebek için ebeveyninin kokusu, sesi, sevgi dolu dokunuşları giderek tanıdık hale gelir ve insan etkileşimi ile keyif, güven, rahatlama, sıkıntının giderilmesi gibi hisler arasında bir ilişki kurulur. Bu, sağlıklı ilişkilerin oluşumunun temelidir. Artık elde edilen en güçlü ödüller sevdiklerimizin ilgisi, onayı ve sevgisi olur.

Bu sevgi dolu bakıcıların bizimle olan etkileşimi, bizim insan ilişkilerinde kullandığımız şablonu ve şemaları oluşturur. Bu şablon ve şemalar, kendimize, insan ilişkilerine ve dünyaya karşı temel bakış açımızdır. Eğer bizi doyuran, korkularımızı yatıştıran, sakinleştiren, temas eden, sevgi gösteren ebeveynlerimiz varsa, bu duygulara ve ihtiyaçlara nasıl cevap verildiğini ve nasıl cevap verebileceğimizi bakıcılarımızdan öğreniriz. Yaşamın sonraki yıllarında karşılaşacağımız zorluklarda da ebeveynlerimizden öğrendiğimiz ilişki, iletişim ve sorun çözme becerilerini kullanırken aynı zamanda kendimizi ya da bir başkasını sakinleştirme ve yatıştırma becerilerini de aynı şablondan devam ettiririz. Kullandığımız şablonlar kendimize, kimliğimize dair bilgilerde barındırır. Bakım verenlerimizin tutumları ve onlardan aldığımız tekrar eden bilgi ve mesajlarla sevilebilir, değerli ve yeterli olduğumuza dair bir öğrenme gerçekleştirebiliriz. Ya da kendilerinden aldığımız mesajlarla kusurlu ve başarısız olduğumuza dair bir şema geliştiririz. Dolayısıyla duygu-düşünce ve davranışlarımız da öğrenilen şemanın etkisiyle şekillenir ve çevreden aldığımız bilgileri o şemaya ya da şablona uyduracak şekilde toplar ve biriktiririz.


Korktuğumuzda, yalnız kalıp huzursuz olduğumuzda ya da acıktığımızda ihtiyaçlarımız düzensiz ve öngörülemeyen bir şekilde gideriliyorsa, beklenmeyen bir biçimde gelen rahatlık sinir sistemimizi aşırı tetikte tutar. Çünkü ihtiyaçlarımızın ne zaman giderileceği ve ne zaman insan temasıyla karşılaşacağımız belirsizdir. İhtiyaçlarımız ve korkularımız için düzenli ve ilgi dolu bir cevap alamadığımızda, insan teması ile sıkıntının giderilmesi ve stresten kurtulma arasındaki normal ilişkiyi geliştirmekte zorlanırız. Yani bakım verenlerimiz tarafından, bu öğreten ve geliştiren dokunuşlara, ilgiye, onay ve sevgiye duyduğumuz gereksinim giderilmezse, insan teması ve keyif arasındaki bağlantıyı kuramaz, dokunulmanın rahatsız edici bir yaşantı olduğunu öğrenebilir, kendimize ve insan ilişkilerine dair

kullandığımız şablonu da buna göre şekillendiririz. Tam da böyle durumlarda, insanlar ile keyif alma arasındaki bu ilişki kurulamadığı, yeterli düzeyde ilişkisel, duygusal ve bilişsel paylaşımlar yapılmadığı için, ileride başkalarını mutlu etmekten mutluluk duymayan, empati becerileri gelişmemiş, kişileri incitip incitmediğine dair hesaplaşması bulunmayan, insanları ihtiyaçlarına ulaşma yolunda bir engel ya da ihtiyaçlarını gideren nesneler olarak gören antisosyal kişilik özelliklerini taşıyan bireylerin varlığı için bir zemin oluşur.


Erken çocukluk döneminde yaşanan ihmalin, kişilik özelliklerimizi, iletişim ve insan ilişkilerimizde kullandığımız şablonu oluşturmasının yanında, bilişsel ve fiziksel sonuçları da bulunur. Beynimizin büyük bir kısmı yaşamımızın ilk üç yılında gelişir. Dil ve konuşma becerileri, motor beceriler ve koordinasyon, sosyal ve ilişkisel beceriler, dikkat ve dürtü kontrolü gibi becerilerimizin gelişmesi yaşamımızın ilk üç yılında bize bakım veren kişinin bizimle ne kadar, nasıl ve hangi kalitede ilgilendiği ile ilgilidir. Beynimizdeki bu becerileri aktive eden bölgelerin çalışması ve beynimizin gelişmesi için tekrarlayan ve istikrarlı bir örüntü gerekir. Çünkü beyin gelişiminin kullanmaya bağlı bir doğası vardır, kullanılmayan ve tekrarlayan bir şekilde defalarca uyarılmayan alanlar gelişmez. Yani bebeğe bakım veren kişinin onunla tekrar tekrar ve düzenli bir şekilde konuşması, ağladığında sakinleştirmesi, kucağına alarak temas etmesi, sevgi göstermesi ve bebeğin güvenli bir ortamda olduğunu hissettirmesi ile beklenmedik ve öngörülemeyen rahatlamalarla tetikte olan sinir sistemi sakinleşecek, ebeveyn ile bebek arasında istikrarlı, çok daha uyumlu ve öngörülebilir bir rutin oluşacaktır. Nasıl ki yeni bir şeyi öğrenmeye çalışırken hafızamızda kalması için düzenli bir şekilde tekrar etmeye ihtiyaç duyuyoruz, bebeklerin ve çocukların da bilişsel, fiziksel ve duygusal gelişimi için tekrar tekrar, istikrarlı ve örüntülü bir şekilde sevildiklerini, ilgilenildiklerini ve güvende olduklarını hissetmeye ihtiyaçları vardır.


Ne yazık ki, yaşamın ilk üç yılında ihmal edilen, ihtiyaç duyduğu sıcaklık ve temas sağlanmayan, kucağa alınmayan, konuşulmayan, ağladığında sakinleştirilmeyen, yalnız bırakılan bebeklerin çok büyük bir kısmında, yaşamlarının bu üç yılından sonra sevgi ve ilgi dolu bir ailenin içinde olsalar bile, ilk üç

yılda yaşadıkları ihmalin sonuçları kolay silinmemektedir. Beyin gelişiminin en önemli yılları olan erken çocukluk döneminde ihmal edilen bebeklerin büyük çoğunluğunda, beynin ilgili alanlarının yeterince sık, örüntülü ve istikrarlı bir şekilde uyarılmamasıyla birlikte dil ve konuşma becerileri ve koordinasyonda, dikkat ve dürtü kontrolünde, motor becerilerinde, sosyal ve ilişkisel becerilerinde oldukça büyük sorunlar bulunmaktadır. Çünkü beyindeki alanların gelişimini sağlamak için kimyasal faaliyetin bir kısmını tetiklemek adına fiziksel sevgi ve ilgi gerekir. Fiziksel sevgi olmadan fiziksel büyüme de geri kalır. Yapılan araştırmalarda da yeteri kadar bireysel ilgi ve sevgi görmeyen çocukların fiziksel olarak da başlarının daha ufak, beyinlerinin daha küçük olduğu ifade edilmiştir.